ondokuzonbir’in Öyküsü

Biraz kişisel bir yazı

Kişisel bir proje olarak başlayan (ve öyle kalmamasını umduğum) ondokuzonbir’in öyküsünden bahsetmek için biraz kendimden bahsetmem gerekiyor. 2013’te başlayan ve yaklaşık 5 sene Yazı İşleri Müdürü, editörü ve tasarımcısı olduğum Peyniraltı Edebiyatı ile ‘yayıncılık dünyasıyla’ tanıştım denebilir. Dergiden sonra asıl mesleğim olan mimarlığın yanında çeviri, editörlük gibi işleri ara ara devam ettim. Bunlara üç sene önce SUB Press’in kitap kapaklarını tasarlamak da eklendi.

2019’un başında, karşılaştığım bir metni SUB’da basmayı önerdim. Üzerine konuştuğumuzda Şenol Erdoğan bunu yayınevi bünyesinde bir mimarlık serisine dönüştürebileceğimi söyledi. Şahane fikirdi, SUB içinde özgür olabileceğimi bilmek de ayrı bir avantajdı. Sonrasında olaylar -yavaş yavaş- gelişti.

Serinin kapsamı ne olur, nasıl bir çerçeve içinde kalır (ya da kalmaz) diye düşünmeye başladım. Mimarlığın farklı disiplinlerle, kavramlarla, sorunlarla olan ilişkisi üzerinde düşünen metinler ile başlamak cazip geldi. Serideki kitapların ebatı yayınevinin diğer kitaplarından farklı mı olsa, belki dizgi de değişebilir, kapak tasarımı ayrı bir seri olduğunu hissettirse güzel olur… Derken bunun kendi adıyla ve söylemek istedikleriyle bambaşka bir yere ait olduğunu gördüm. Öyle görmek istedim de denebilir.

Ve bir buçuk sene boyunca araya giren bir sürü iş, proje, pozitif/negatif olaylar ve hatta  küresel pandemi sonrasında ondokuzonbir ortaya çıkmış oldu. Dijital ve basılı formattaki kitaplara ‘Mimarlık ve …’ serisi ile mimarlığın farklı alalarla yarattığı kesişimler üzerine düşünerek başlayacağız. ondokuzonbir’in bağımsız ve kişisel bir girişim olarak başladığını da eklemek gerek. Neye dönüşeceğini birlikte görmek güzel olacak.

Gamze Yeşildağ