Kadın, Korku ve Mekan

Vahit Tuna’nın Yanköşe kapsamında sergilenen çalışması İsimsiz. 2018’de öldürülen 440 kadını temsil eden 440 çift ayakkabı.
Fotoğraf: Flufoto

26-35 yaş arası kadınların dikkatine: Bir erkek tarafından öldürülme ihtimaliniz Eylül ayı içinde bir cuma akşamüstü en yüksek seviyede. Olay büyük ihtimalle evinizde gerçekleşecek.*

Kadına şiddet ve kadın cinayetleri, olayın başrolünde tanınmış isimler olduğunda her yerden konu ile ilgili ‘fikirler’ yükseliyor. Belirli olaylar üzerinden genellemeler yapılıyor, tarafların haklılığı/haksızlığı sosyal medyada trend konular arasına giriyor ama senaryo son yıllarda gördüğümüz kadarıyla değişmiyor gibi. Kadın cinsel ya da fiziksel şiddete maruz kaldığını söylediğinde olay bir şekilde ‘erkeği karalama hırsı’na dönüşüyor zamanla. Olayı suç olmaktan uzaklaştırıp daha da magazinsel hale getirmek için kırılganlaşan erkekler izliyoruz. Tartışmaların asıl çıkış noktası olan şiddet unutulup kadın-erkek çekişmesine, adını duyurma isteğine dönüştürülüyor ama Ozan Güven’in Deniz Bulutsuz’a uyguladığı şiddet olayında faili savunmak çok daha zor ve düpedüz anlamsız. Gündemdeki bu olay bizi konu ile ilgili biraz daha fazla düşünmeye itebilir.

Hiçbir kadın cinayeti şiddetin ilk kez görüldüğü durumlarda gerçekleşmiyor. Sözlü, psikolojik ve duygusal şiddet, sosyal ortamda ve başbaşayken sergilenen davranışlar araştırmaların da gösterdiği gibi daha büyük şiddet olaylarının ve cinayetlerin ilk aşamaları.

Türkiye’de kadın cinayetlerini kapsamlı başlıklar altında incelemek isterseniz Doç. Dr. Coşkun TAŞTAN ve Arş.Gör. Aslıhan KÜÇÜKER YILDIZ tarafından 2019’da hazırlanan, Polis Akademisi Yayınları’nın Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri adlı raporuyla karşılaşabilirsiniz. 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait verilerin derlendiği raporda tüm veriler ikon ve grafiklerle; olay, maktül, fail ve saik/motif başlıkları altında incelenmiş. Cinayetlerin gerçekleştiği zaman, mekan, yaş aralığı, eğitim durumu gibi birçok başlık altında toplanan veriler, konuya ilişkin tespit ve önerilerin olduğu bir sonuç bölümüyle tamamlanıyor. Yayının hukuki tarafı uzmanlık alanım olmadığı için farklı bir tarafta dursun ama bu bilgileri bu şekilde bir arada görmek konuyle ilgili altı dolu çıkarımlar yapılabilemek açısından faydalı.

Rapora göre kadın cinayetlerinin en çok görüldüğü il İstanbul olsa da nüfusa oranlandığında Iğdır ilk sırada yer alıyor. Cinayetlerin yarısından çoğu (büyük bölümü ruhsatsız) ateşli silahlarla işlenmiş. Yaş ortalaması 36 olan maktüllerin/kadınların en genci 0 en yaşlısı 88 yaşında. Cinayetler az bir farkla daha çok Eylül ayında ve Cuma günü işleniyor.Ölen kadınların yarısından çoğu evli ve cinayetler en çok evde ya da metruk bir konutta gerçekleşiyor. Raporun temel aldığı bu üç yılda toplam 932 kadın ölmüş ve bu sayı 2019’da son 10 yılın en yükseği olarak 474’e çıktı. Ne kadar çok veri var elimizde, ne kadar çok hayat, ne kadar çok yardım çığlığı, çaresizlik ve geride bırakılanlar…

Güpegündüz sokak ortasında, herkesin gözü önünde, gece yarısı sokak arasında, ormanlık alanda, işe giderken, çocuğuyla dışarıdayken, evine yürürken ya da evinde; ‘burası dağ başı mı’ denir ya gerçekleşmesi kabul edilemeyen olaylar için, değil. Kadınların kendini güvende hissetmemek ve sürekli korkuyla yaşamak için birçok sebebinin olduğu bir ülkede, bir dünyada yaşıyoruz. Hayatta yapmak istediği her şey için önce hayatta kalması gereken kadınlar yerine, kendini güvende hisseden, başına gelebilecek herhangi bir olayda hakkını savunabileceğinden emin olan kadınların olduğu bir dünyada yaşamak her şeyi nasıl da değiştirirdi.

*Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri: 2016-2017-2018 Verileri ve Analizler, adlı rapordaki verilere göre.

Gamze Yeşildağ

Not: Bazı cinsel saldırı durumlarında genelde suçlanan tarafı savunmak için ‘kadın beyanı esastır saçmalığı’ gibi zırvalarla karşılaştığımızda kendimizi daha iyi ifade edebilmek için Fundanur Öztürk’ün BBC Türkçe’deki aydınlatıcı yazısını okumak çok iyi olabilir. Yazı şöyle başlıyor:

Kamuoyunda “Kadının beyanı esastır” şeklinde bilinen fakat “Cinsel şiddete maruz kalanın beyanı esastır” şeklinde genişletilebilecek bu ilke, adil yargılamadaki çeşitli ihtiyaçları karşılamayı ve maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlıyor. BBC Türkçe’ye konuşan hukukçular, ilkenin neden ve nasıl yanlış yorumlanabildiğini anlattı.

Cinsel suçlarda söz konusu olan “Kadının beyanı esastır” ilkesi, delil yetersizliği olan durumlarda kadın veya çocuğun beyanının esas alınarak kovuşturma aşamasına geçilmesi ve beyanın yargılama aşamasında da delil niteliği taşıyabilmesi anlamına geliyor.